İstiklal Savaşına Doğru Küçüksu

İSTİKLAL SAVAŞI HAZIRLIKLARINA DOĞRU KÜÇÜKSU MESİRE YERİ

Düşman istilası altında bulunan ülke Mustafa Kemal önderliğinde Kurtuluş Savaşına doğru giderken Küçüksu Koruluğunun güneyinde ki güneşlikli yeşil alan ile kuzey kısmında ki ER MEYDANI adı verilen güneşlikli yeşil alanlarında sportif faaliyetler durmuş ve yerini milli mücadeleyi gerektiren olaylara terk etmiştir.


Şimdi hayatta olmayan ve o dönemleri yaşamış olanların sözlü aktarımlarına göre Anadoludaki istiklal savaşı hazırlık saflarında yer alan Kuvayi Milliye Askerleri Küçüksu tepelerindeki HEKİMBAŞI ÇİFTLİĞİ' nde karargah kurmuşlardır. Anadoluya gönüllü asker, silah ve cephane sevk ediliş görevi ile sorumluluk üstlenmişlerdir. Kuvayi İnzibatiye Askerleri ise netice itibariyle vatan evlatlarıdır ve hepsi birer Mehmetçiktir. Ancak işgalci İngiliz silahlı kuvvetlerinin denetim ve gözetimi altında bulunduklarından kıpırdama imkanları yoktur. Anadoluya kaçabilmek için Küçüksu'yun tenha köşelerinde gecenin elverişli şartlarını kollayarak Kuvayi Milliye Askerleri ile gizlice buluşmaktadırlar.


Milli Mücadele dönemlerini yaşamış ve şimdi hayatta olmayan şahıslardan huzurda derlenen bilgiler ve Küçüksu'nun zemin teşkil ettiği tarihi olaylar :

"O zamanlar hafızamda yer eden bazı olayları belirtmek isterim. Şimdiki halde geçici beşinci sokak adiyle iskan yeri haline gelen mahal, yakın zamana kadar (Mektupçu Muhtar bey)'in köşkü idi. O zamanlar Muhtar beyin köşkünü Askeri Hastahane yapmışlardı. Muhtar beyin köşkünden doğru bizim evin yan tarafındaki sıra dutlar yolundan aşağıya her gün birkaç Asker Cenazesinin indirildiğini hatırlamaktayım.

Diğer bir olay da zannedersem İstiklal savaşına hazırlık dönemleri olacak ki on bir yaşlarında idim. Gerek ER MEYDANI' nda (Kulübün şimdiki top sahası alanı) ve gerekse Küçüksu çayırında padişahlık yönetimindeki Kuvayi İnzibatiye askerleri karargah kurmuşlardı. Çocuktuk. Aralarında dolaşırdık. Kuvayi İnzibatiye Askerleri ise bizlere usulcacık "Sakın endişelenmeyin kimseye kurşun atacak değiliz " derlerdi. Akşamları da Mustafa Kemal'e bağlı olan Kuvayi Milliye askerleri dağlardan doğru köy bostanlarına kadar inerlerdi. Bir gece arkadaşlarımla mehtapta geziye çıkmıştık. (Şimdiki Ortaokul elvan ve caminin bulunduğu mahal)' de bizleri çevirmişlerdi. Bize baktılar, çoluk çocuk olduğumuzu görünce Hadi bakalım evlerinize diye çıkıştılar."


Kaynak : 1908 doğumlu Mehmet Nida Kazancıbaşı'nın (9 Ocak 1983) tarihli Huzurda İmzası alınmış derleme belgesi Sayfa: (1) son bölüm sayfa: (2) baş kısmı



Rum taşkınlıkları ve sabrı tükenen Arap Abidin Ağa

" Hiç unutmam, işgal altında ve İstiklal savaşı hazırlığı kıpırdanışlarının olduğu dönemlerde Anadoluhisarı'nda yaşamakta olan Rumlar'ın oldukça şımarık ve sataşmalı günlerini bu gün gibi hatırlıyorum. O zamanlar etrafa Yunan bayrakları asıyorlardı. Bir keresinde (Ayazma) 'nın olduğu yerde taşkınlıkları, aşağılamaları ve milli gururu zedeleyici taşkınlıkları son haddini bulmuştu ki, hiç unutmam, simsiyah ciltli uzun boylu Afrika kökenli ARAP ABİDİN AĞA'nın tahammül edemeyerek bastonunu sallayıp Rumların arasına girmesi ile Rumları darmadağın etmesini bu gün gibi hatırlıyorum. Rumların taşkınlıkları karşısında Milli gururu zedelenen Arap Abidin Ağa'nın hazmedemeyip onların arasına dalıp onları dağıtmış olması beni çok duygulandırmıştı. Çok etkilendim.. ".

Kaynak: 1908 İstanbul doğumlu Mehmet Nida Kazancııbaşı'nın 4 Mart 1989 tarihli yazılı beyanları



Küçüksu'da Rum Çetelerinin baskınlarına karşı hareketler, silah ve cephanelerin saklandığı yerler ve stratejik toplantılar.

" Hatırlayabildiğim kadarı ile o dönemlerde fırıncı tatar bakkalın olduğu yer, bütün bahçeler, bostanlar Rum idi ve çarşaf gibi asılı Yunan Bayraklarını şimdiki gibi görür gibi oluyorum.

Önceden Kuvayi İnzibatiye diye çıkanların sonradan Kuvayi Milliye'ye iltihak ettiklerini de hatırlıyorum.

Bunlar o zamanlar silahlarını Küçüksu Deresi kıyısındaki BALIKÇI AHMET BEY'e ait kayıkhaneye silahlarını sakladıktan sonra Göksu Deresi'nde şimdiki beton köprünün Akademi yakasına tesadüf eden kısmında İLYAS KAPTAN'ın kahvesinde toplandıklarını da hatırlamaktayım.

Rum çeteleri şimdiki Ayazma'nın üstüne tesadüf eden dağlardan doğru baskın yaparlardı ve bizim köyümüzde de eli silah tutan herkez bu çetelere karşı bizim çetelerimizin saflarında mücadeleye gittiklerini hatırlıyorum."


Kaynak : 1909 doğumlu Saim Urel'den huzurda derlenen S Mayıs 1984 tarihli yazılı beyanlar



Cereyan eden bazı olaylar her ne kadar Küçüksu bölgesi dışında olsa dahi tek merkezden yönetilmeleri ve bir birini tamamlayan olaylar halinde olmaları bakımından topluma sunulmasında isabet görülmektedir :

İlk örnek:
Rumeli Kavağından Anadolu Kavağına Silah ve Cephane Kaçırılışı hakkında
(Kaynak : Mehmet Nida Kazancıbaşı )

" Babam Hüseyin Hüsnü bahriyeli olduğu halde şark cephesine sevk edildi. Bu sıralar dedem Kazancıbaşı Hacı Süleyman Efendi vefat etti. Birkaç yıl sonra da babam Hüseyin Hüsnü efendinin şehit düşmesi üzerine kız kardeşim Nükhet ile birlikte kendimizi büyük bir yalnızlık içinde bulduk. Yine bu esnalarda Beyrut'un Osmanlı İmparatorluğu elinden çıkması üzerine Beyrut Liman Reisi olan amcam ATA efendi ise ailesi ile birlikte ve çok perişan bir şekilde İstanbul'a döndüler. Halam Şaziment hanım ise evimizi geçici bir süre için amcam Ata efendi ve ailesine bırakıp kız kardeşim Nükhet ile ikimizi alıp Rumeli Kavağı'ndaki bir eve götürüp yerleştirdi. Rumeli Kavağı'nda ki evde tam net hatırlayamıyorum, yaklaşık birbuçuk iki yıl kadar kaldık. Bu süre zarfında ve muhtelif aralıklar halinde Hisarda ki evimize de gelip kaldık. Daha sonraları ise Rumeli Kavağı'nı tamamen terk edip Anadoluhisan'nda ki kendi evimize gelip yerleştik. Burada şunu belirtmek istiyorum. Önce söze Göksu alemleri ile girdi isem de Rumeli Kavağı'nda geçen İstiklal savaşı hazırlıklarına tanık olduğum bölümleri belirtmeden geçemeyeceğim:

O dönemlerde her yer İngiliz işgali altında idi ve İstiklal savaşı için Anadolu'ya silah kaçırılma faaliyetleri sürdürülüyordu. Yaklaşık on iki on üç yaşlarında idim. Olayları bu gün gibi çok iyi hatırlıyorum.

Silahlar balıkçı teknelerine yerleştirilmekte ve balıkçı tekneleri de geceleri balığa çıkıyormuş gibi denize açılmakta ve Anadolu yakasına ulaşmakta idiler. Bu esnalarda ise gecenin karanlığında İngiliz savaş gemilerinin projektörleri denizi taramakta olduğundan rizikolu korkulu anlar yaşanmakta idi. Bu konuda gördüğüm, yaşadığım olayları daha iyi belirtebilmem için kritik bazı yerler hakkında açıklamalar yapmak isterim. Bunlardan bir tanesi bilinmesi gereken Sıra Taşlar'dır."


SIRA TAŞLAR

"Sıra taşlar olarak bahis edilen yer, cephanelerin teknelere yüklendiği basit bir iskeledir. Yerini tarif ediyorum; Şimdi ki ALTINKUM VAPUR İSKELESİ' nin bulunduğu yere tesadüf etmektedir. Denizden açığa doğru aralıklarla su üzerinde sekilerek gidilen bir dizi taş halinde olup en uç noktada tahtadan basit bir iskele bulunmakta idi. İşte, bütün yüklemeler buradan yapılmakta idi. Rumeli Kavağı Semt halkı tarafından da buranın ismi (Sıra Taşlar) olarak tanımlanmakta idi."



ASKERİ KIŞLA

"Sıra taşların arkasına tesadüf eden ufak bir vadi vardı. Burada ise Askeri Kışla denilen tek katlı bir ahşap bina bulunmakta idi. Cephaneler ise bu binanın badadileri arasına ve yer döşemeleri arasına gizlenmişti. Cephaneden anladığımız şu idi; Belli bir plan ve seri sisteme tabi değildi. Bilakis o günün şartlarında gördüğümüz kadarı ile ELE NE GEÇTİ İSE onunla yetinilirdi."



HANGARA BENZER BİNA VE ONBEŞLİK TOPLAR

"Rumeli Kavağı'ndan çıkarken sahilde hangarımsı bir bina vardı. Orada onbeşllk toplar vardı. Piyade topları derlerdi. Onları sürüklerdik biz. Yaklaşık altı kişi sürüklerdik ve ancak baş edebilirdik. Dinlenme yerimiz ise, orada ufacık bir mezarlık vardı. Sonra sıra taşlara doğru tekrar sürüklemeye devam ederdik... Ayrıca şimdi ki Rumelihisarı İskelesinin yanıbaşında üç adet top vardı. Kamaları İngilizler tarafından çıkartılmış idi. O set hala orada durmakta..."

 

CEPHANELERİN KARŞI KIYIYA GEÇİRİLMESİ

"Cephaneleri taşıyan tekneler kürekle gidilebilen ufak çapta motorlu teknelerdi. Sıra taşlar iskelesindeki yüklemeden sonra gece balığa çıkmış gibi kanaat uyandırıcı şekilde hareket edilir ve kürek çekilerek karşı sahile doğru açılırdı. Bir keresinde ben de tekneye bindim. İngiliz projektörleri denizi tararken teknenin reisi bana kıpırdama dedi. Ben idrak edemedim. Kıpırdamışım, (Kıpırdama) diye reisten bir tokat yedim. Ama adam haklı idi. Bu olayı da hiç unutmam."


HATIRLADIĞIM TİPLER

"Hatırladığım tiplerin hepsi benden büyük yetişkin kişiler olup bunlardan bir tanesi HALİL idi, (KİRAZ HALİL) derlerdi. Birde (POLİS SÜLEYMAN) vardı. Yenimahalle de bir Rum'u vurmuştu. Bu arada RECEP PEKER'i o günlerin şartlarında çok iyi hatırlıyorum. Bizler yükleme yaparken kıyıdan (Hadi evlatlarım), (Hadi Aslanlarım) diye kuvvet verirdi...Şimdiki gibi gözlerimin önünde, sivil kıyafetli ve zayıfça görünümde idi"

Kaynak: Mehmet Nida Kazancıbaşı'dan huzurda derlenen 4 Mart 1989 tarihli belge Sayfa: (2) ve (3)



İkinci Örnek
Konu: İngiliz Tuzağı olayı
Kaynak Kişi: Ahmet Yavaş

" O dönemler İstiklal savaşı hazırlığı veya devam etmekte olduğu dönemler idi. Temiz giyimli ve çok iyi Türkçe konuşan bir hanım ile iki bey Poyraz Köy'e geldiler. Poyraz'ın çınar altında toplanıldı. Köyümüz halkına çeşitli silahlar için müsait fiatlarla mermi satmayı teklif ettiler. Şartlar cazip geldiği için herkes mermi satın aldı. Ancak amcam bir şeyler hissetmiş olmalı ki mermi satın alma işine karışmadı ve mevcut tüfeğini de evin dış kaplama tahtasını söküp içine sakladı.

Bu olayı takip eden iki veya üç gün sonra dağ taş silahlı İngiliz askerleri ile doldu ve köyümüzün etrafı sarıldı. Ellerindeki listeye göre kimler mermi satın almış ise o kimselerden mermilerin karşılığı olan silahları topladılar. Amcamın ise liste dışı olması İngilizleri tatmin etmedi ve onu baş aşağı kuyuya sallandırdılar. Tüm eziyetlere rağmen konuşmayınca bıraktılar. Böylece parasını ve silahını ingilizlere kaptırmamış oldu.

İngilizlerin düzenledikleri tuzak aynı zamanda yapıldığından Poyraz Köy'den başka, Anadolu Feneri, Rumeli Feneri ve Garipçe köyleri de aynı tuzağa gelmiş oldu."


Kaynak : 1941 Anadoluhisarı doğumlu Ahmet Yavaş, 1911 doğumlu annesi Müesser Yavaş ağzından 3.8.2005 tarihli yazılı beyan





İSTİKLAL SAVAŞININ KAZANILMASI VE CUMHURİYET DÖNEMİNE KAVUŞULMASINI İZLEYEN İLK GÜNLERDE ANADOLUHİSARI'NDAKİ ORTAM


"İstiklal Savaşı'nın bitiminden sonra ise, yeniden bir toplanma oldu. Ancak, Kulüp evladını savaşta şehit verdiği için ortalıkta çoluk çocuktan başka kimse kalmamıştı. Büyük harp geçirmiştik.
Herkez şaşkındı..."


Kaynak : 1908 doğumlu Mehmet Nida Kazancıbaşı'nın 9 Ocak 1983 tarihli yazılı beyanları, Sayfa (2)




"Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Küçüksu Mesire Yeri Belgeseli."
Tüm hakları, eser sahibi sayın Ferda Kazancıbaşı'na ait olup izinsiz çoğaltılıp, yayınlanamaz.

 

 

Siteiçi Arama

İstanbul Hava Durumu

HaberTürk Haberler