Halk yaşamında Küçüksu Çayırı
- Details
- Created on Thursday, 03 September 2009 08:31
- Hits: 1038
Küçüksu Çayırında Halk Tiyatrosu
Halk edebiyatı başlığı altındaki, kukla, karagöz, meddah gibi seyirlik değerler arasında ortaoyunu sanatının Küçüksu'daki geçmişi Osmanlı dönemine dayanmaktadır.
Cumhuriyet dönemine damgasını vurmuş ortaoyunu sanatında kavuklu tiplemesinin ustası İsmail Dümbüllü'yü 1930 doğumlu kuşaklar Küçüksu'daki temaşalarından çok iyi hatırlarlar. Ceketinin altında köstekli saatinin bulunduğu yeleği ve başındaki kırsal kesim kasketi ve kendisine refakat eden eşi ile birlikte Küçüksu Kasrının karşısındaki yeşillikti alana yerleşip gündüz saatlerinden itibaren akşam programına yoğun hazırlık içinde oluşları halen dahi gözler önündedir.
Küçüksu Çayırında Mısır Geleneği
Küçüksu'da mısır geleneğinin yaygınlaşmış ünü, Göksu bostanlarının yetiştirdiği mısırların nefasetinden ileri gelmektedir.
Sırf mısır yemek için Küçüksu'ya gitmek veya Küçüksu'ya gelmişken mutlak mısır yemek vazgeçilmez adet haline gelmişti.
Yaz gecelerinin geç saatlerine kadar Hisar ve civar semt halkı sahil çay bahçelerinin ışıl ışıl donanmış güzelliklerinde hoşça vakit geçirirlerken diğer yanda mısırcılar ise yarına hazırlık olarak sabahlayacakları çadırlarının önünde akşamdan mısır soymakla meşguldürler. Çimenler üzerinde bağdaş kurup gecenin loşluğunda yüzlerine akseden lüks lambalarının ışığı etrafında aile sohbetleri ile mısır soyuşları, halk yaşantısının mutluluk tablolarından bir örnektir.
Yaz gecelerinin ilerleyen saatlerine doğru sahil çay bahçelerindeki Hisar ve civar semt halkı guruplar halinde evlerine dönüş yaparlarken mısırcıların mısır soyma işleri de sona ermiş ve çadırlarına çekilmek üzeredirler.
Bu esnalarda Küçüksu Koruluğu'nun dişbudak ve çınar gibi ulu ağaçlarının doruklarına sis tabakası çökmeye ve gece serinliğinde çiğ etkisi ile çimenler ıslanmaya başlamıştır.
Semt halkının yaşam biçiminde yer alan mısır geleneği içinde Küçüksu'ya gelen konuklara mısır ikram edilmesi de semtin geleneği halindedir.
Hiç bir Hisarlı, misafirlerini uğurlarken kaynayan kazanların başında mısır paketi yaptırıp ikramda bulunmadan göndermez.
Haluk Şehsuvaroğlu'nun Asırlar Boyu İstanbul isimli yapıtının 240'ncı sayfasına bakıldığında son halife Abdülmecit Efendi'nin Küçüksu Kasrı'na ziyareti esnasında kendisine mısır ve kahve ikram edildiğini öğrenmekteyiz.
1963 yılının sonbaharı esnasında Anadoluhisan'nı ziyarete gelen İsmet İnönü ve eşi Mevhibe inönü'ye Kasır aile çay bahçesinde mısır ikram edilmiş ve torunları için de ayrıca paket yaptırılarak arabasının bagajına konmuştur.
Mısır geleneğinde Cumhuriyetin ilk yıllarına bakıldığında karşımıza Kamil Usta çıkmaktadır. Mısırcı Kamil Usta'yı pos bıyıkları, beline sarmaladığı şal kuşağı ve odun ateşinin tüttüğü mısır kazanlarının başındaki duruşu ile 1932 doğumlu kuşaklar bu tabloyu çok iyi hatırlarlar.
Daha sonraları, Helvacı Mehmet, Fındık Ali, Cemal Aşkın ve Cemal Aşkın'nın oğlu Selim Aşkın, mısır geleneğinin bayrağını elden ele alarak günümüze kadar taşıyan isimlerdir.
Yıl 1952. Tarihi Küçüksu Mesire Yeri'nden bir görünüş.
Salıncakları, dönme dolapları, ve döneme özgü giyim örnekleri ile Küçüksu Mesire Yeri ve
mısırcı "Cemal Usta" ile birlikte halk yaşantısından bir kesit.
Yıl 1963. Küçüksu'da mısır geleneğinden diğer bir görünüm.
Kaynak : Fotoğraflar, Mısırcı Cemal Usta'nınoğlu Selim Aşkın tarafından Ferda Kazancıbaşı
arşivine armağan edilmiştir.
Küçüksu'da mısır geleneği, geriye doğru bakıldığında bilindiği kadarı ile Kamil Usta, Fındık Ali,
Cemal Aşkın ve 2008'li yıllara kadar bu geleneği sürdüren Cemal Aşkın'ın oğlu Selim Aşkın.
Başında güneş şapkalı olan Cemal Aşkın'ın bulunduğu bu fotoğraf 1964 yılına aittir.
Mısır geleneğini sürdüren Cemal Aşkın'ın oğlu Selim Aşkın'ın Japon konuğumuza mısır ikram
edişini görüntüleyen 1986 tarihli belge.
Küçüksu'da hafta tatili ve İstanbul halkı
Küçüksu Mesire Yeri, İstanbul'un muhtelif semtlerinde iş hanlarının güneş yüzü görmeyen loş odalarının tezgah başlarında çalışarak bunalan insanların dinlenme yeri olurdu.
Bu nedenle Küçüksu Mesire yerinde bir ağaç dibi kapabilmek için erken saatlerden itibaren aileler ve gençlik gurupları yola çıkmak mecburiyetinde kalırlardı. Büyük kalabalığı taşıyan vapurların üçü dördü Küçüksu Vapur İskelesine yanaşırken, tıklım tıklım insan dolu diğer üç dört vapur ise iskele açığında sıra beklerdi.
Bütün bir hatta boyunca tezgah başlarında güneş yüzü görmeden çalışan doğaya hasret kalmış gençlik gurupları vapurun yanaştığı Küçüksu iskelesinden ayaklarını karaya bastıkları ilk anda beraberlerinde getirdikleri futbol topunu yere vurarak sevinçten sıçramaları, betonlaşmış bölgelerin insanlarına hak verdirecek örneklerdendi.
Sabahın daha ilk saatlerinden itibaren paylaşılan ağaç gölgelerinde yaygılar yayılmaya, sofralar kurulmaya ve ızgara ocakları yelpazelenmeye başlardı.
öğle saatlerine doğru Küçüksu Mesire yeri büyük insan kalabahklığı halinde tamamen dolmuş hale gelirdi. Mısır kazanları çoktan kaynamaya başlamıştı bile. Seyyar köftecilerin tezgahlarından yayılan ızgara kokuları nefislerde imrendirici etki yapardı. Simitçiler, dondurmacılar, kağıt helvacılar, un kurabiyecileri, pamuk şekerciler, su ve gazoz satıcıları, Küçüksu koruluğunun dört bir yanına renk katan görüntüler halinde yayılırdı.
İp atlayanlar, mendil kapmaca ve yananın çıktığı voleybol oynayanlar, salıncaklara ve dönme dolaplara binenler, muhtelif guruplar halinde yeşillikti alana yayılmış top oynayan ve Ömer Ürkmez'den kiralık bisiklet ile tur atan gençler akşam vaktine kadar tezgah başlarındaki bütün bir haftanın yorgunluğunu çıkartırcasına doyasıya eğlenirlerdi.
Aileler ise akşam üzerlerine doğru semaverlerinde demledikleri çaylarını yudumlarken bütün bir haftanın yorgunluğunu çıkartırcasına çevrelerindeki insan canlılığını seyrederek huzur dolu anlar yaşarlardı.
Anadoluhisarı İdman Yurdu'nun misafir kulüplerin futbol takımları ile yapacağı maçlara sıra geldiğinde günü birliğine mesireye gelenler dahi bu maça odaklanırlar, top sahasının etrafını büyük bir kalabalık çevreler ve mücadelenin sonuna kadar geniş kitleleri etkileyen heyecanlı anlar yaşanırdı.
Bir mesire gününün akşam üzerinde güneş cılızlaşan son ışıklarını Küçüksu sahillerine yansıtırken artık dönüş zamanı gelmiştir. İstanbul'un muhtelif semtlerinden Küçüksu'ya gelen aileler yavaş yavaş yaygılarını toplamakta ve dönüş hazırlığına başlamaktadırlar.
Mesire dönüşünün de sabah gelişlerde olduğu gibi Küçüksu vapur iskelesinde büyük izdiham yaşanırdı. Vapurların üçü dördü yanaşmış yolcu alırken üçü dördü ise açıkta sıra beklerdi. Halk iskeleye yanaşmış vapurların hangisinin nereye gittiğini sorduğunda çımacı Sedat hiç üşenmeden ;" Birinci vapur Bebek Arnavutköy Ortaköy Beşiktaş Köprü, ikinci ve üçüncü vapur Kandilli Üsküdar Köprü" diye her birine ayrı cevap yetiştirmeye çalışırdı.
Bazen izdiham ve iskele üzerindeki aşırı yığılmalardan denize düşenler dahi olurdu. Her denize düşeni derinlere dalıp çıkartan Sabri Hisli'nin lakabının semtte (Cankurtaran Sabri) olarak çıkışı da bu sebepten idi.
Küçüksu'da Toplu sünnet düğünleri
Anadoluhisarı İdman Yurdu tarafından Küçüksu çayırında her yıl toplu sünnet düğünleri düzenlenmesi gelenek halinde devam ettirilmektedir.
Küçüksu Kasn'nın karşısına tesadüf eden geniş yeşillikli alan hasırlar ile çevrelenir. Deniz tarafına doğru biletli giriş bölümü bırakılır. Çayır yönüne doğru sahne kurulur. Ses sanatçılarından taklit yeteneklerine varana kadar kulis kısmı sahneye çıkış sırasını bekleyenlerle doludur. Sanatkarların bir biri ardına sahneye çıkışları sabaha yakın saatlere kadar sürer.
Anadolu Ajansından Kemal Gezerin program sunuculuğunda geceye renk katan kendisine özgü üslubundaki ustalığının, Hisar ve civar semt halkı tarafından zevkle izlenmesi sünnet düğününe gösterilen rağbetin artmasının ayrı bir nedeni olurdu.
Henüz genç bir yetenek olarak sanat hayatına yeni atıldığı dönemlerde üstat Arif Sami Toker'in " Çek Küreği Güzelim uzanalım Göksu'ya" bestesinin
ilhamını aldığı ve ilk kez notaya döktüğü yer 1952 yılındaki sünnet düğününde kuliste sahne sırasını beklediği esnalara tesadüf ettiğini kendi ifadelerinden öğrenmekteyiz.
"Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Küçüksu Mesire Yeri Belgeseli."
Tüm hakları, eser sahibi sayın Ferda Kazancıbaşı'na ait olup izinsiz çoğaltılıp, yayınlanamaz.

