| Göksu ve Küçüksu |
|
Süleyman Faruk Göncüoğlu Üsküdar’dan Beykoz’a doğru Boğaziçi sahil yolunu takip ederseniz. Osmanlı dönemi, Boğaz’ın ilk hisarı olan Anadolu Hisarı’na varmadan geniş bir düz arazi ile karşılaşırsınız. İşte burası eski tarihli gravürlerde gördüğünüz inanılmaz tabiat güzelliklerini sahip Göksu ve Küçüksu’dur. Şaşırdınız değil mi? Son elli yıldır İstanbul da bizi şaşırtıyor. Günümüzden elli yıl önceye gittiğimizde, “eski resimlerde görülen İstanbul bu mu?” diye hayret ediyor insan. Evet bugünkü Göksu ve Küçüksu da bir parçası olduğu İstanbul’la birlikte değişti ve çirkinleşti…. Göksu Tarihi Bizans Döneminde Göksu 16. ve 17. Yüzyıllarda Göksu Osmanlı döneminde Göksu ve Küçüksu, en büyük ilgiyi 18. ve 19. yüzyıllarda görmüştür. Bununla birlikte fethin ilk yılları öncesi ve onu takip eden yıllarda da bu güzel dere boyu Osmanlılarca keşfedilmişti. Sahib-ul hayrat ve'l hasenat Bu yüzyıla ait kaynaklarda Göksu'nun binicilik için kullanıldığından da bahsedilir. Ayrıca Göksu gür su kaynakları, verimli sebze bostanları ve bağlarıyla da ün kazanmıştır. Zengin çiçek bahçeleri, nergis, gül bahçeleri meşhurdu. Bostanların arasında adalar halinde çiçekler arz-ı endam ederdi. Bu bostanların özellikle patlıcanı meşhurdur. Sarayın un ihtiyacının da burada bulunan değirmenlerden elde edilen unla karşılandığı rivayetler arasındadır.
Göksu bu yıllarda da devlet erkanının ve Osmanlı ahalisinin sıkça uğradığı bir mekan olma özelliğini sürdürdü. En haşmetli devrini ise 1730'da çıkan Patrona Halil Ayaklanması’nda Kağıthane mesiresinin harap olmasının ardından yaşamıştır. Göksu Deresi Anadolu yakasının önemli akarsuyu olan Göksu Deresi, Anadoluhisarı ile Küçüksu semtleri arasında İstanbul Boğazı'na dökülür. Sandallarla içlerine doğru girilebilen derenin yukarılara doğru devamında ise İstanbul’un en eski barajlarından 1893 tarihli I. Elmalı Barajı’na ulaşılır. İstanbul'un en eski mesire yerlerinden biri de olan Göksu Deresi çevresi ve etrafındaki tepeliklerde ağaçlık alanlar yer alırdı. Göksu-Küçüksu’da Eserler Küçüksu Kasrı Osmanlı Padişahları, Küçüksu-Göksu'ya büyük bir alaka göstermişlerdir. IV. Murad, III. Ahmed, I. Mahmud, Sultan III. Selim, II. Mahmud gibi padişahlar da Küçüksu-Göksu Mesiresini dinlenme, binicilik ve atış talim mekanı olarak tercih etmişlerdir. Küçüksu Çeşmesi Köşke bakan cephe üzerindeki kitabede şunlar yazılıdır: Şehinşah-ı cihan Sultan Selim Han-ı Hümayun-fer Feza-yı sinesi gülzar-ı mazmun-ı meanidir Nigahı maye-i iksir-i can-bahş-ı sadettir Yed-i teshire al şimden girü sen heft ekalimi Denize bakan cephe üzerindeki kitabede şunlar yazılıdır: Tulu'u Mihr-i Şah'dan gün gibi ol mah-ı garranın Bu alemde hebab-ı ab-ı lutfu olsa ger evzan Bu cay-ı dil-küşada yadigar olmak içün her bar Yapıldı fi-sebilillah bu asar-ı cemil elhak Köşke bakan cephesindeki kitabede şunlar yazılıdır Me'subat-ı cezilin valide sultan-ı zi-şana Temaşa eyleyen zuvvar du'a-yı sahibü'l-hayra Feramuş etti dilden çeşme-i hurşid ile mahı Şehidan-ı itaş-ı Kerbela'ya eyleyip tebşir Çayıra bakan cephesindeki kitabede sunlar yazılıdır: Nikat-ı lafz-ı şirini çekerken satr-ı imlaya Çıkıp kestirme yoldan rağbet etmezken terazuya Suyunca varmak ister ma-ceramız bundadır şimdi Bu dil-cu çeşmeye şayeste hatif böyle bir tarih Çeşmenin her kitabesinin altında birer ayna taşı ve önünde de teknesi bulunmaktadır. Çeşmenin yola bakan ayna taşının kabartmaları arasında renkli ve kıymetli taşlarla süslemeler varmış, fakat daha sonraları bu taşlar halk tarafından yağmalanmıştır. Çeşmenin cephelerindeki bezemeler III. Selim döneminin mimari üslup olarak "racaille" den "ampire"a dönüştüğünü gösteren bir örnek teşkil eder. Küçüksu Camii Sultan Mahmud Han tarafından inşa ettirilmiştir. Kagir duvarlar üzerinde ahşap çatılı olarak kasrın tam karşısında yer alır. Kapısındaki kitabede ise şunlar yazılıdır: Mukteda-yi din-ü devlet mübtena-yı saltanat Ol emirü'l-müminin niyyet-i hayriyyesi Zikr-i Hakk'a var din-i Göksu'da teşvik içün Hak müeyyed eyleyip tevfikini etsin refik Söyledim itmamına tarih-i tahsini tamam
Küçüksu Karakolu Şehin Şah-ı kerem ver hazreti Abdümecid Han'ın Bütün dünyayı etti saye-i şahanesi imar Sezadır çeşme-i hurşide nar eyler ise sengi Hesab ettim lebiba bi-bedel tarih-i dil-i cüsum Bu karakolun arkasında atlı polisler için bir ahır bulunmaktaydı. II. Abdülhamid döneminde karakolun yerine kagir bir mektep yaptırılmıştır. Şu an bile kullanılan bu mektepte 1314 tarihini taşıyan bir kitabe bulunmaktadır. Benlizade Ahmet Raşit Efendi Çeşmesi Mısır ve Mekke mollası olan Benlizade 1815'te şehirköyü arpalığı ile emekli edilmiştir. Bu çeşmenin yelpaze biçimli ayna taşında sülüsle yazılmış bir kitabesi mevcuttur. Kitabede: "Sahib-ül hayrat ve'l hasenat 1201(1786) yazıldır. Küçüksu Plajı Boğaziçi'nin Anadolu yakasında Küçüksu deresinin Marmara'ya döküldüğü yerde oluşmuş doğal bir plajdır. 1930'lu yılların başlarına kadar doğal bir kumsaldı. Şirket-i Hayriye'nin yöneticilerinden Necmettin Kocataş ve Sadi Akant bu kumsala kabinler koydurmak ve bir de lokanta açtırmak suretiyle burayı plaj haline getirmişlerdi. Daha sonra da bir iskele yapılıp gelen vapurların buraya yanaşmaları sağlanmış, Bebek-Küçüksu arasında da seferler düzenlenmeye başlanmıştı. Küçüksu Vapuru Eser Tutel’den öğrendiğimize göre; Şirket-i Hayriye'nin 64 baca numaralı vapuru olarak hizmet etmiştir. 1910'da Fransa Dunkuerque'de Alt & Chant de France tezgahlarında inşa edildi. Sultaniye, Sütlüce ve Hünkar İskelesi adlı üç eşi daha vardı. 521 grostonluk bir vapur idi. Yazın 866 kışın da 758 yolcu kapasitesine sahipti. Uzunluğu 44,2 metre, genişliği 7,3 metre ve su kesimi 3 metre idi. Toplam 540 beygir gücünde iki adet tripil buhar makinesi vardı. Çift uskurlu ve saatte 12 mil hız yapabiliyordu. Göksu Vapuru Şirket-i Hayriye'nin 56 baca numaralı küçük bir yolcu vapuruydu. 65 gros 37 net tonluktu. Uzunluğu 21,3 metre, genişliği 4,8 metre ve su kesimi 1,8 metre çelik gövdeli bir vapurdu. 130 beygir gücünde buhar makinesi vardı. Saatte 8 mil hız yapabiliyordu. Yolcu kapasitesi azdı. Buna rağmen yıllarca kullanıldı. 1967'de şehir hatları işletmesinden kaldırılmıştır. *Göksu’yu Sıkça Ziyaret Eden Padişahlar Sultan IV. Murad 27 Temmuz 1612'de doğdu, babası I. Ahmed annesi ise Kösem Mahpeyker Sultan’dır. I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi sonucu Kemankeş Kara Ali Paşa ve annesi Kösem Sultan'ın işbirliği ile on bir yaşında 10 Eylül 1623'de padişah oldu. Sultan II. Mahmud
Bu bahar eyyemıdır, Boğazda bir ayş idelim III. Selim
Al yanına bir dil- nevas Göksu'yu atma bir yana
Binsek Küçüksu'dan nihan
Esmer yari sarmayınca AKSAK ŞARKI
Hayli demdir divaneyim ol yare Gel çocukluk eyleme, gel gidelim UŞŞAK
Bir bulut yaşlı bir haberle geçer Hüseyin Siret ÖZSEVER
Gice Kandilli'de ol mehru Esrar Dede
Önümde Göksu, yeşil sath-ı bikararı ile Tevfik Fikret
Yıllarca süren şi'rini söyler korularda Bir daye süküniyle yeder sanki bu yerde Kuvvet bulur avdette düşüncem daha bir kat Faruk Nafiz ÇAMLIBEL Birden kapandı birbiri ardınca perdeler Som zümrüt ortasında, muzaffer, akıp giden Benzetmek olmasın sana dünyada bir yeri, Bir devri lanetiyle boğan şairin sis'i Hülyama bir eza gibi aksetti bir daha; Hayır bu hal uzun süremez, sen yakındasın; Sıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parıl Hüznün, ferahlığın bizim olsun kışın, yazın, Yahya Kemal BEYATLI KIT ' A Gah akarken hüznü eyyam-ı hazanın Göksu'dan Yahya Kemal BEYATLI
Kaynakça www.anadoluhisarlılar.com sitesinden alıntıdır. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|